No: 309 dizisinin sevilen, yetenekli oyuncusu Furkan Palalı ile sizler için keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Çocukluğundan, Türk dizi sektörüne, modellikten No: 309‘a kadar pek çok konuda sohbet etme fırsatımız oldu.

İçten cevapları için kendisine teşekkür ediyor ve sizleri röportajla baş başa bırakıyoruz.

Furkan Palalı nasıl bir çocukluk geçirdi?

Çocukluk yıllarımda o akıllara gelen yaramaz çocuk tiplemesi gibiydim. İnsanları hep güldüren ve eğlendiren bir çocuk oldum diyebilirim. Çocukluk yıllarından kalma yaralarım var. Dışarıdan pek gözükmüyor ama detaylı bakınca görüyorsunuz. Yaramazlıktan kalma şeyler hepsi. Altı patlar mantar (oyuncak) silahlar vardı, bayramda gidince hep yanıma alırdım. Bir defasında, misafirlikteyken “patlatmıştım”, evin kızı korkup kahveleri dökmüştü.

Neden modellikten oyunculuğa geçiş yaptınız?

Türkiye’de modellikte kafanızda çok parlak bir kariyer kuramıyorsunuz. Zaten ben modelken de tiyatro sahnesine çıktım. Çok uzun vadeli düşünmüyordum modelliği. Sonrasında diziler başlayınca da o tempodan dolayı modelliğe dönmedim. Kariyerimi öncesinden öngörüp bir karar vermişim diyebilirim yani.

NO: 309 dizisinin bu denli izleneceğini tahmin ediyor muydunuz?

Belki bu kadar değil ama ben iyi bir izlenme oranı olacağını tahmin ediyordum; çünkü hikayesi kuvvetli. Senaryoyu okurken de aynı şeyleri hissetmiştim. Zengin olan ve olmayan iki ailenin çekişmesi ve aynı zamanda kadın-erkek arasındaki çekişmeler… Aile arasındaki sorunların dozu çok iyi bir şekilde ayarlanmıştı. Her karakterin bir hikayesi olması ve ortak paydada birleşir olması diziyi samimi gösterdi bence.

Dizi ve sinema arasında zorluk açısından ne gibi farklılıklar var?

Sizin de gördüğünüz üzere çok hızlı bir tempo var.  Çok yoğun olduğumuzdan dolayı şimdi bile, sahne arasında röportaj veriyorum . 130-140 dakikalık bir bölümü bitirmeye çalışıyoruz. Bunun için de çok hızlı hareket etmeye ihtiyacımız var. Normal bir sinema filmi 4-5 haftada belki de bundan daha kısa 110-120 dakikada çekilebiliyor. Dizide bir seçim yapıp, her sahnenin minimum süre içinde hakkını vermeye çalışıyoruz. Uykusuzluk ve yorgun olabiliyorsunuz. Bu yaratıcılığımızı da etkiliyor. Tabi biz de bunu alıştık, set konusunda da şanslıyım diyebilirim.

Türkiye’deki dizi sektörünün ekonomisi, diğer ülkelere göre ne durumda?

Dizilerimiz sürekli yurt dışına satılıyor. Bunlar iyi gelişmeler ama bir yandan da bizim internet ortamında yapmaya çalıştığımız projeler var. Reytingler eskisi gibi değil. İnsanlar artık hayatı çok hızlı yaşıyor. Bu yüzden o tarafta da projeler daha fazla artacak gibi. Çok dizi çıkıyor ama hepsi tutmuyor. İnternet ile birlikte bu durumlara son verilebilir ve kalite de artabilir diye düşünüyorum.

Oyunculuk kariyerinizdeki bir sonraki adımınız ne olacak?

Bu güne kadar yapmadığım bir şeyi yapıp komedi yapmayı tercih ettim. Yelpazemi genişletmek adına aksiyondan sonra bunu denedim, daha da genişletmek istiyorum. Amerika’ya gidip eğitim alma planlarım var.

Türkiye’de çok çalışmak istediğiniz bir yönetmen var mı acaba?

Osman Sınav ile çok çalışmak istiyordum. Onunla çalışmak kısmet oldu bana. Onun dışında şu anki yönetmenim Hasan Tolga Polat, o da iyi ki çalışıyorum dediğim bir isim. Fatih Akın’ı, Ferzan Özpetek‘i ve Çağan Irmak’ı da takip ediyorum. Onlarla da çalışmayı isterim.

Olmazsa olmazlarınız neler?

Olmazsa olmaz, bence sevgidir. İşini severek yaparsan, bu durum başarının anahtarı haline gelir. Ben bir işi yaparsam gerçekten çok sevdiğim için yaparım. Yoksa işi yapmak çok zor gelirdi.

Röportaj: Ahmet Yılmaz / Video, Fotoğraf ve Montaj: Fatih Özdemir / Deşifre editörü: Nazmelis Zengin / Müzik: Electro Cabello – Kevin Macleod


Emoji ile Tepki Ver

Ontrava Bülten

Bültenimize abone olmak için E-Posta adresinizi bırakın.

Spam yapmayacağız, söz veriyoruz.

Yorum Yap