Son günlerde daha çok yemek yediğinizi mi düşünüyorsunuz? Durduk yere kilo aldığınızı mı hissediyorsunuz? Şimdi sakin olun ve elinizdeki yiyecekleri bir kenara bırakın. Çünkü bilim her zamanki gibi sizi düşünüp bu sorunun da yanıtını bulmaya koyulmuş…

Massachusetts Üniversitesi‘nden kardiyoloji uzmanı Ira Ockene, bu durumu basit ve bilimsel bir şekilde açıklıyor. Melatonin salgısı vücudumuz için son derece kritik bir öneme sahip. Genelde gece saatlerinde vücut tarafından salgılanıyor çünkü bu salgının karanlıkla doğrudan bir bağlantısı var. Karanlık arttıkça bu salgı daha çok vücudumuza yayılıyor ve bizi uyumaya teşvik ediyor. Öncelikle bu sebeple sabahları kalkarken zorluk çekiyoruz. Gün içerisinde ise bizi başka sürprizler bekliyor.

Sonbaharın gelişiyle havanın daha uzun süre karanlık olması bizim bu salgıyla daha fazla tebelleş olmamız anlamına geliyor ve gün içerisinde ayakta durmak zorunda olduğumuz zamanlarda, ertelediğimiz uyku bizi yemeğe sürüklüyor. Ama melatonin sadece tek sorumlu değil. Sürekli ısı değişimi yaşayan vücut direnç göstermek için yemek yemek isteyebiliyor.

Dışarıda hava sıcaklığı sabah başka, akşam başka değerler verebilir ancak bu kadar basit değil. Evimizde, iş yerlerimizde sıcak ortamda oturup sonra hava almak için dışarı çıkıp soğuğu hissediyoruz, sonra tekrar sıcağa geçince bu da vücudumuza farklı mesajlar iletiyor. Bu dengesiz sıcaklıklar özellikle son bahar aylarında vücudumuzu besin stoklamaya itiyor.

Birmingham Üniversitesi’nden Dr. Jeremy Tomlinson da melatonin üstünde durmakla birlikte, Aberdeen Üniversitesi’nden Dr. Perry Barrett ilginç bir noktaya daha dikkat çekiyor o da insanın farklı bir davranış biçimini ortaya çıkartıyor. Dünyada kurbağadan ayılara kadar farklı türlerde pek çok hayvan kış uykusuna yatıyor. Kış uykusu hayvanları soğuktan koruduğu gibi, vücutlarında biriktirdikleri yiyecekleri tüketmelerini sağlayan bir sürece sebep olur. Bu da bu hayvanların özellikle Eylül-Ekim döneminde çok fazla yiyecek tüketmelerine yol açar. Havaların soğumasıyla birlikte kış uykusuna yatacak hayvanlar vücutlarında yiyecek stoklamaya başlarlar.

İnsanlar uyurken oksijen ihtiyaçlarını %6 oranda düşürüyorlar. Harvard Üniversitesi’nden Herbert Benson ise bunun meditasyon yapabilen insanlarda %64’e kadar çıktığını gözlemledi. Yani eğer insanlar uzun bir süre kendilerine yetecek besin takviyesi alırlarsa kış uykusuna yatmaya elverişli bir metabolizmaya sahipler! Bilim insanları yapılan son çalışmalarda atalarımızın aynı ayılar gibi kış uykusuna yattıkları yönünde önemli bulgular elde ettiler. Özellikle Sibirya gibi soğuğun sert bir şekilde hissedildiği bölgelerde atalarımız kesinlikle kış uykusuna yatıyorlardı.

Hatta 1900’ların hemen başında Rusya’nın Pskov bölgesinde pek çok köyde insanların kış uykusuna yattıkları keşfedildi! Köylülerin Lotska adını verdikleri bu uyku haline, soğuktan korunmak için evlerine kapandıkları zaman dalıyorlardı ve bahara kadar zamanlarını kısa aralıklarla uyanıp tekrar uyuyarak geçiriyorlardı. Evlerine büyük yiyecek stokları yapmıyorlardı çünkü vücutlarının soğuktan korunması için gereken yağ takviyesini aylar öncesinden yiyerek sağlıyorlardı!

Yani vücudumuzdaki salgıların yanı sıra, sıcaklık değişiklikleri vücudumuzu yemek tüketimine itiyor. Bununla birlikte atalarımızdan kalan bir dürtü olarak soğukları hissetmeye başladığımız anda, vücudumuz “acil durum” planını devreye sokarak olası bir kış uykusu için stok yapmaya başlıyor. Bunun sonucunda kendimizi sürekli bir şeyler yerken bulabiliyoruz.


Emoji ile Tepki Ver

Ontrava Bülten

Bültenimize abone olmak için E-Posta adresinizi bırakın.

Spam yapmayacağız, söz veriyoruz.

Yorum Yap